| |
Bazı kavramlar vardır ki, insanların hem birey hem de grup olarak hayatlarını şekillendirir. Bir yerde şekillendirmekle kalmaz onun yaşayış tarzı ve kültürü olur. Alperen olmak kolay değildir. Çünkü; Alperenlik büyük bir meziyeti, kararlılığı ve cesareti ifade ediyor. Cazibesi çok yüksektir. Alperenlik İlayı Kelimetullah doğrultusunda Aleme nizam verme sevdasıdır. Adaleti alemin bütününde hakim kılma davasıdır. Yer yüzündeki zulümleri durdurma azmidir. Kendini bilen dağa taşa “Hak yol İslâm yazacağız” diyen herkes Alperenim demeye can atıyor. Çünkü : “Alperen, beyninin her hücresine işlemiş olan düşünceler -değerler- iktidar olmadıkça “muhalif olma” dürüstlüğünü terk etmeyen insan” dır. Alperen ömrünün hiç bir döneminde karşısında olduğu sistemle işbirliği yapmaya tenezzül etmeyen insan” tipini temsil eder. Alperen “kendini ısıran köpeği beslemeyen” bir tiptir. Ve zalimlere rest çeken “cesur yürek”tir. Alperen gizli mahfillerin düşmanıdır. Alperenler haksızlığa, uğursuzluğa ve zulme boyun eğmezler. Kısada Alperen “dik” durandır. Alperenler “dik” oldukları için mazlumun dostu, zalimin düşmanıdırlar yeryüzünde. Zalimler hep Alperenlerden çekinirler. ALPEREN OCAKLARININ VİZYONU, MİSYONU, ORGANİZASYONU VE AHLAK İLKELERİ İçinde bulunduğumuz asır “sivil toplum örgütleri”nin cemiyet hayatında çok aktif hale geldiği bir dönemdir. Modern devletler toplum hayatının şekillendirilmesinde sivil örgütlerin önemini kavramış ve görevlerinin büyük bir kısmını adı geçen örgütlere marifetiyle yerine getirmekte oldukları bilinmektedir. Bir milletin varlığını devam ettirebilmesi bünyesinde oluşan sivil toplum örgütlerinin milletin bekası doğrultusunda faaliyet göstermeleriyle doğru orantılıdır denilebilir. Sivil toplum örgütleri ve kurumları genel anlamda kurucuları tarafından belirlenen amaçlar ve hedefler doğrultusunda faaliyetlerini sürdürürler. Sivil toplum örgütlerinin ve kurumlarının oluşmasında toplumun kültürel değerleri önemli yer tutar. Örgütlerin kuruluşunda ve işleyişinde kültürel değerlerin tesiri göz ardı edilemez. Türk milletinin tarihi seyrini ve gelişim sürecini analiz ettiğimizde diğer toplumlardan farklı olarak “vakıf medeniyeti”ni oluşturduğunu ve bu medeniyet anlayışının inşasında sivil toplum örgütlerinin ağırlıkta yer aldığı ve bunların toplum hayatını derinden etkilediği görülür. Tarihi süreç içerisinde Türk sosyal hayatını derinden etkileyen sivil örgütlerin başında “Ahilik teşkilatı” gelir. Bu tür teşkilatlanmalara ihtiyacımız vardır ve Alperen Ocakları böyle bir iddianın sahibidir. Unutulmamalıdır ki, bir örgütün varlığını yüzyıllarca devam ettirebilmesi ve içinde bulunduğu topluma hizmetinin doğru anlaşılması onun temel özelliklerinin geçerliliği ile doğru orantılıdır. Alperen Ocaklarının bu bağlamda analız edilmesi başta mensupları olmak üzere tüm insanımıza doğru anlatılması gerekir. Aleme nizam verme iddiasında olan teşkilatın kendini ifade etmesi ve benimsetmesi kaçınılmazdır. Bunu başaramayan teşkilatlar misyonları ne kadar ulvî olursa olsun daralmaya mahkumdur. Alperen Ocakları kendini ifade edebilecek durumdadır.¡ Alperen Kimdir?Şahıslarda değil, “hakta ve hakikatte birlik” ilkesini benimseyen,
hayırlı ve güzel işlerde eksiği olabilen ama adı asla kötü bir işle anılmayan, helal çizgisinden sapma göstermeden,"kul hakkına riayet” hasiyetini dünya görüşünün merkezine yerleştiren insandır.
İsimlere ve şekillere bakarak, “kabul ve ret” anlayışını benimsemeyen,
her dem üretken ve faydalı olan, vatanına ve değerlerine ihanet etmeyen
onurlu ve şahsiyetli insandır.
Yaratılanı,Yaratan’dan ötürü seven,samimiyetini yaptıklarıyla gösteren,
içyüzleri gösterecek bir aynanın karşısına geçmekten, zerrece tereddüt
etmeyecek derecede, içi-dışı bir olan insandır.
Gayesi Allah Rızası olduğu için,lügatinde kaybetmek diye bir kelime olmayan,
daima ümit var olan,huzur ve selamete kavuşturacak aklın, ilahi vahyin ışığında
yol alan aklın olduğunu bilen insandır.
Hayra yönelik değişme ve değiştirmenin en etkili yolunun,“anlayarak okumak ve
yaşayarak öğretmekten”geçtiğini bilen insandır.
Mevlana’ca hoşgörü,Yunus’ça sevgi,Yavuz’ca cesaret ve karar sahibi olan insandır.
Adalet temeli üzerinde yükselecek olan, yani bir “sevgi ve rahmet
medeniyetini” inşa etme azim ve kararında olan, mazluma umut zalime korku
salan bir nizam-ı âlem ülkücüsüdür.
Allah’a iman eden ve İslam'ı,insanlığın ışığı olan Hz. Muhammed (s.a.v.)’in
yaşadığı gibi yaşamaya çalışan bir müslümandır. “Besmele her hayrın başıdır”
emri gereğince, işlerine besmeleyle başlayandır.
Hakk’ın hatırını her şeyin üzerinde tutan, haklının safında yer alan ve haksızlıklara
karşı çıkandır.
Allah’ın hoş görmediğini -her ne adına olursa olsun- asla hoş görmeyendir.
Hakça paylaşan , Allah Rızası için malından ve parasından ,imkanları ölçüsünde
muhtaçlara vereceği sadakayı, baş kakmadan ve gösterişe kaçmadan veren
insandır.
Tüysüz yetimin hakkını bile göz ardı etmeyen, helal-haram konusunda kılı kırk
yararcasına hassas olan,
Zerre kadar hayır ve şerrin karşılıksız kalmayacağını bilen ve de “kul hakkın
riayet hassasiyetini” dünya görüşünün merkezine koyan insandır.
Sınırsız hayrın adı olan “İlay-ı kelimetullah” (Allah’ın kelâmını yaymak ve onunla
yücelmek) yarışında önde olmayı isteyendir.
Çevresine ve dünyaya Rahmani değerlerle nizam vermeye çalışan ve de
“doğrularda birlik” ilkesini benimseyen bir nizam-ı âlem ülkücüsüdür.
Milli şairimiz M. Akif Ersoy’un “tek dişi kalmış canavar” olarak tanımladığı,
sömürgeci batı medeniyetinin yerine , insanlığa , adalet temelleri üzerinde
yükselecek olan yeni bir “sevgi ve rahmet” inşa etme azim ve kararında olandır.
Konuşan değil gerçekleştiren, samimiyetini yaptıklarıyla gösteren, güçlü olmanın
yolunun samimi olmaktan geçtiğini bilendir.
Kaldırılan her taşın altından çıkmayan, yapmadıklarını anlatmayan, iş başa
düşünce kaçmayan, münafıkça tavırlar sergilemeyen, özü-sözü bir olandır.
Politikadan günlük yaşantısına kadar , “çıkarcılığı ve aldatmayı” tarz haline
getiren , adeta avlayacakları kuşlara yem atan avcılarabenzeyen insan
müsveddelerinden, nefret edendir.
İnsanlar arasında “gönlünü avucunu içerisine koyarak” utanmadan dolaşabilecek kadar ,gönlü temiz bir
iman eridir. Yunus’un deyişiyle, “dergahına eğri odun yakıştırmayan” bir
hassasiyetin sahibidir.Temiz yaşayan, temiz giyinen, insani münasebetlerinde ölçülü
ve seviyeli olandır.
Aldatmayan ve aldanmayacak derecede feraset-basiret sahibi olan,kalesinde
gördüğü golün, pasını vermeyecek ölçüde tedbirli ve aynı zamanda strateji
geliştirebilendir.
Hedefe varmak ve başarmak mecburiyeti olmayan, ancak gerekeni “gerektiği
şekilde” yapma zorunluluğu olan insandır. Kabe’yi inşa eden İbrahim peygambere,
“seslen Allah’ın kullarına, yönelsinler Kabe’ye” vahyi gelince “Ya Rabbi benim
sesimi kim duyarki?” cevabını verir. Bunun üzerine yüce Allah, “senin görevin seslenmektir,duyurmak ise bize aittir.” buyurur.
Hiçbir zaman duygularını aklının, aklını da ilahi vahyin önüne geçirmeyendir.
Ürkütülmüş bir serçenin çırpınışından ürperen merhametli bir gönüle;Allah’ın
ölçülerine ters düşen söz, hal ve harekette ana-babasını bile tanımayacak derecede
katı bir kalbe sahiptir.
Mazluma umut, zalime korkudur…
|